Sevgili Günlük


Kişisel gelişime merak duymaya başladığım üniversite çağlarında, günlük tutmanın ne kadar gerekli olduğuna dair pek çok yazı okumuştum. Ancak, bundan epey zaman önce, daha lisenin ilk yılında sırf kişisel ihtiyaç nedeniyle günlük tutmaya başladım. İlk gençlik yıllarının verdiği coşkuyu anlatacak daha derin, daha yakın birini görmez ve hemen hemen hergün sayfalarca yazardım. Yazdıkça rahatladım, içime atmaktan kurtuldum,  düşüncelerim netleşti, kendimi tanıdım, gelişimimi gözlemledim. Sayısız faydası vardır günlük tutmanın ancak ben eski günlüklerimi açıp okumayı sevmiyorum. Bazen unuttuğum önemli bir olayı hatırlamak için o tarihli defterimi bulur ve okur, sonra gene kimse okumasın diye sakladığım kutulara geri koyarım. Aslında ne annem, babam, kardeşim ne de evlendikten sonra eşim çok da merak etmediler yazdıklarımı, ama ben onların en özel anılar olduğunu bildiğim için hep sakındım, sakladım. En sonunda onlarca defterim oldu ve artık günlüklerim bana fazla gelmeye başladı. Çok yer tuttuğunu düşünüyordum ve Müjde Ar’ın Teyzem filmindeki gibi her yerden yazdıklarımın çıkacağı korkusunu yaşıyordum zaman zaman. Gelgelelim modern çağ ne harika, teknoloji ne güzel şey, eski defterlerimi topladım ve bir scanner alıp taradım, sonra da yok ettim. Çoook rahatlattı bu beni, hem yazdıklarım kendi el yazımla duruyor, hem de hiç yer kaplamıyor. Hala defterlere el yazısıyla kişisel notlar almaya ve günlük tutmaya devam ediyorum, çünkü hislerimi el yazısıyla yazmak en rahatlatıcısıdır benim için, ancak içim çok rahat, defterler bitince taratıp bilgisayara atacağım ve  bir kaç MB lik bir alanda, elimin altında, güvende olacaklar. Benim gibi defterleri nereye sıkıştıracağını bilemeyenler varsa şiddetle tavsiye ederim. 

Yorumlar